› ALIŞVERİŞ

› GIDA GÜVENLİĞİ

Türkiye ve ABD'nin Ortak Kilit Çıkarı

Orta Doğu uzmanı Stephen Kinzer, Türk diplomatların Amerikalıların gidemediği yerlere gidebildiğini ve önemli anlaşmalara imza atabildiklerini ancak ABD'nın sadık müttefikini anlamakta zorluk çektiğini yazdı.

17 Haziran 2010 Perşembe 10:22
 Türk diplomatları Amerikalıların gidemediği yerlere gidebiliyor ve yapamadıkları anlaşmaları yapabiliyor. Fakat Türkiye'nin yeni aktivizmini yanlış okuyan ABD bugüne dek bu durumdan yararlanamadı. Bölgedeki çıkarları aynı olan iki müttefik acilen öpüşüp barışmalı

Türkiye’nin Washington’daki siyasi sermayesi son birkaç haftada yere çakıldı. Türkiye on yıllar boyu yaygın bir biçimde, zaman zaman asabileşen fakat emniyetli bir biçimde Amerika’nın köşesinde duran güvenilir bir NATO müttefiki olarak görüldü. Şimdiyse, aniden bir dönek, ‘arkadaşımsı düşman (frenemy)’, erdemliler koalisyonundan karşı tarafa kaçan ve yavaş yavaş İslamcı davaya dönen bir ülke olarak kınanıyor.

Türkiye’ye bakış açısında böylesine bir dönüş, gelişen bir stratejik ilişkiye dair duygusal bir yanlış okuma. Türkiye küresel sahnede yeni bir oyuncu ve son haftalarda bazı yanlış diplomatik adımlar attı, fakat yeni aktivizmi aslında ABD için olumlu. İki ülke uzun vadeli stratejik hedefleri paylaşıyor ve açık, demokratik toplumlara sahipler. İşbirliği yaparak, Ortadoğu’da tek başlarına başaracakla-rından daha fazlasını başarabilirler.

Sebep Gazze, İslamcılık değil

Türkiye’nin bölgedeki kilit çıkarı Amerika’nınkiyle aynı: İstikrar. Türkiye’nin ekonomisi hızlı büyümesini sadece istikrarlı bir bölgede sürdürebilir. ABD açısındansa, bölgedeki muharip güçlerini çekmesini, enerji güvenliğini garantiye almasını ve terörü besleyen gerilimleri yatıştırmasını sadece istikrar sağlar.

Ortadoğu’nun sakinleştirecek herhangi bir politika her iki ülke için de iyi.

Bu yaklaşım, bölgesel krizleri yatıştırma isteği Türkiye’yi Tahran’ın kapısına götürene dek kulağa gayet hoş geliyordu. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, İran’la nükleer bir anlaşmanın çerçevesini müzakere ettiklerinde ABD’ye iyilik yaptıklarını düşünüyordu. Fakat Obama yönetimi anlaşmayı gelecekteki görüşmeler için bir temel mahiyetinde memnuniyetle karşılamak yerine, İran’ın açık bir dalaveresi olarak görüp öfkeyle reddetti ve anlaşmayı yapan iki liderin, kurnaz İranlılar tarafından kandırılan dangalaklar olduğunu ima etti.

Bir Türk gemisinin İsrail’in Gazze işgaline meydan okuyarak İsrail komandolarının dokuz Türk’ü öldürmesiyle sonuçlanan bir çatışmayı başlatmasının ardından, Türkiye’ye yönelik öfke arttı. Bu olay, Türkiye’nin sadece ABD’deki değil, aynı zamanda İsrail’deki eski dostlarına da düşman olmaya başladığına dair yeni bir kanıt gibi gösterildi. Fakat Türkiye’yle İsrail arasındaki çatlak esas olarak Gazze işgaliyle ilgili (bu durum Başbakan Erdoğan’ı ve çok sayıda Türk’ü fena halde öfkelendiriyor); daha geniş anlamda İslamcı veya İsrail karşıtı bir politikanın parçası değil.

Geçen hafta açık denizde meydana gelen trajedi konusunda Erdoğan da bir miktar sorumluluk taşıyor. Türkiye başbakanı hükümetinin açıklanan politikası olan uzlaşmayı terk etti ve bunun yerine çatışmayı seçti. Şu anda Türkiye ulusal bir öfke buhranı yaşıyor ve bu tür zamanlarda sakin, ileri görüşlü kararlar alınamaz.

Fakat Türkiye Washington’dan bağımsızlığını göstererek Ortadoğu’daki inanılırlığını daha da artırdı. Bu inanılırlık Batı açısından stratejik bir değer olabilir, zira Türk diplomatları Amerikalıların gidemediği yerlere gidebiliyor, konuşamadıkları gruplarla konuşup onların yapamadığı anlaşmaları yapabiliyor.

Fakat ABD bugüne dek bu durumdan faydalanamadı. Bunun sebebi şu: Amerikan-Türk ilişkilerindeki yeni gerilimin altında, İran’ın veya Gazze’nin ötesine geçen derin bir kavramsal anlaşmazlık yatıyor. Bu anlaşmazlık, jeopolitike, özellikle de Ortadoğu’ya nasıl en iyi yaklaşılacağıyla ilgili.

Şiddetin ve ani değişikliklerin etkisinden korkan Türkiye bölgesel sorunları diplomasi ve uzlaşmayla çözmeye çalışıyor. İran’a yönelik yaptırımlara karşı çıkıyor ve Washington’ı hayrete düşürecek bir biçimde hâlâ diplomatik bir alternatifin bulunduğunda ısrar ediyor.

Türkler dünyanın derin değişimler yaşamakta olduğuna ve Ortadoğu’nun düğüm halinde içiçe geçmiş krizlerini yatıştırmak istiyorsa ABD’nin de yeni, daha çok işbirliğine dayanan bir yaklaşım ortaya koyması gerektiğinde ısrarcı. Washington’daki bazılarına göre bu yaklaşım teslimiyet kokuyor. Onlar Türkleri yararlı salaklar veya daha kötüsü gibi görüyor. AB kapıyı kapatmasaydı, Türkiye Ortadoğu konusunda böylesine bağımsız bir yaklaşım geliştirir miydi? Belki de hayır, çünkü Avrupa’ya sımsıkı bağlı bir Türkiye küresel enerjisini bu yöne odaklayabilirdi. AB Türkiye’yi uzaklaştırarak, Türk liderlere Avrupa merkezli dünya görüşlerini gözden geçirmeleri için gerekçe verdi.

İktidar değişecek, panik gereksiz

Türkiye’nin yeni dış polikasının etkisi ne olursa olsun, sabit kalmayacak; bu politika son 10 yılda hatırı sayılır ölçüde değişti ve önümüzdeki 10 yılda da değişebilir. Önümüzdeki yıl genel seçim yapılması bekleniyor. İktidar değişiminin yerleşik bir gelenek olduğu demokratik bir ülkede, tek bir liderin ani hareketleri konusunda hızla paniğe kapılmaya gerek yok.

Türkiye’yle ABD arasında iyi ilişkiler bölgesel barış davasına hizmet ediyor. Keza Türkiye’yle İsrail arasında iyi ilişkiler de. Bu üç ülke de, söz konusu ‘güç üçgenini’ kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmalı.
Yükleniyor...
bırakın yağmur yağsın